
Almanya’nın Nürnberg kentinde organ bağışına dikkat çekmek ve farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen bilgilendirme toplantısı uzmanları bir araya getirdi. “Herzenssache Organspende – Der deutsch-türkische Dialog zur Organspende” (Gönül İşi Organ Bağışı – Organ Bağışında Türk-Alman Diyaloğu) başlıklı etkinlik, Türk İşadamları ve Akademisyenler Derneği (TIAD e.V.) ile Erlangen-Nürnberg Transplantasyon Merkezi iş birliğinde Presseclub Nürnberg’in Mermer Salonu’nda gerçekleştirildi.

Programda organ bağışının tıbbi, toplumsal ve kültürel boyutları ile nakil süreçlerindeki tıbbi gelişmeler paylaşıldı.

Açılış konuşmasını TIAD e.V. Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Uğurlu’nun yaptığı panelde, Alman Beyin Vakfı Başkanı Prof. Dr. med. Frank Erbguth beyin ölümünün tıbbi bir ölüm kategorisi olduğunu belirtti.
Cihazların gelişimiyle doğan bu kavramın tespiti için her iki ülkede de iki uzman doktorun resmi protokol imzalamasının zorunlu olduğunu aktaran Erbguth, Türkiye’nin canlıdan bağışlar sayesinde Almanya’ya kıyasla daha yüksek bağış oranına sahip olduğunu ifade etti.

İlk nakil İstanbul’da yapıldı
Dr. Maximilian Brunner böbrek naklindeki gelişmeleri, Prof. Dr. Robert Csejnar çocuklarda kalp naklini, Dr. Verena Lieb ise ürolojideki güncel boyutları ele aldı.

Prof. Dr. Christian Morath ve Prof. Dr. Mario Schiffer nefroloji deneyimlerini paylaştı. Modern tıp tarihindeki ilk planlı naklin 4. yüzyılda İstanbul’da gerçekleştiğini söyleyen Schiffer, kronik böbrek yetmezliğinin günümüzde sessiz bir pandemiye dönüştüğünü belirtti.

Diyaliz yaşam süresini kısaltıyor
Diyaliz hastalarının 5 yıllık hayatta kalma oranının yüzde 44’te kaldığını belirten Schiffer, organ naklinin bu oranı sağlıklı popülasyona yaklaştırdığını vurguladı. Diyalizin filtrasyon işlevinin en fazla yüzde 20’sini yaptığını aktaran Schiffer, başarılı bir naklin bu oranı yüzde 70’e çıkararak hastanın yaşam kalitesini ve ömrünü artırdığını söyledi.

Canlı organ bağışta Türkiye önde
Dr. med. Katharina Heller de Türkiye ve Almanya’nın sistemlerini kıyasladı. Türkiye’de milyon kişi başına 54 canlıdan bağış yapılırken, Almanya’da bu oranın 8,3 olduğunu ifade etti. Türkiye’de böbrek nakillerinin yüzde 86’sının canlı vericilerden yapıldığını, Almanya’da ise bu oranın yüzde 30 kaldığını belirten Heller, yılda 3.000’den fazla nakil yapılan Türkiye’deki duyarlılığı Kur’an-ı Kerim’deki “Bir hayatı kurtarmak, tüm insanlığı kurtarmak gibidir” ayetiyle bağdaştırdı. Heller, Türkiye’nin deneyiminin örnek alınması, Almanya’da ise vefat sonrası bağış sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye’de aile dayanışması etkili
TIAD Başkanı Ersin Uğurlu, Maide Suresi’nin 32’nci ayetini hatırlatarak İslam’da hayat kurtarmanın önemine, organ bağışının gönüllülük esasına dayanması ve ticari amaç taşımaması gerektiğine değindi. Türkiye’de canlı bağışın yaygınlığında güçlü aile bağlarının, dini bilgilendirmenin ve dayanışmanın etkili olduğunu belirten Uğurlu, ülkedeki nakil tarihine de değinerek 1975’teki ilk başarılı canlıdan böbrek nakli ve 1979’daki organ nakli yasasını anımsattı.

Annesinden gelen ikinci hayat
Kendi yaşamından örnek veren Uğurlu, 2011 yılında 75 yaşındaki annesinin doğum gününde kendisine böbreğini vererek ikinci kez hayat verdiğini anlattı. Aradan geçen 15 yılın ardından sağlıklı bir yaşam sürmenin sevincini yaşadığını belirten Uğurlu, bu fedakârlığın organ bağışının insan hayatını değiştiren gücünü ve aile dayanışmasını en güçlü şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.

Almanya’da bağış sayısının artırılması tartışıldı
Panelin soru-cevap bölümünde Almanya’da organ bağışını artırmak için bilgilendirme çalışmalarının ve yasal düzenlemelerin önemi vurgulandı. Uzmanlar, canlı bağışta maddi çıkar gözetilmemesi ve gönüllülük ilkesine dikkat çekerken, doku uyumsuzluğunda çapraz naklin çözüm olduğunu belirtti.

Organ ticaretinin etik sorunlarına ve canlı bağışın uzun vadeli risklerine değinilen oturumda, bağış için yaşın değil, tıbbi uygunluğun esas alındığı ve tercihin aile içinde konuşulması gerektiği aktarıldı.
Doktorlar itiraz etmeme sistemine geçilmesini istedi
Doktorlar, Almanya’da organ bağışını artırmak amacıyla itiraz etmeme sistemine (Opt-out) geçilmesini desteklediklerini belirtti. Bu modelde, kişi hayattayken organ bağışına karşı olduğunu bildirmediği sürece potansiyel bağışçı kabul ediliyor.
Doktorlar, ayrıca mevcut rıza sisteminin bağışçı sayısını artırmakta yetersiz kaldığını vurgulayarak Almanya’da yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Etkinliğe başta Nürnberg Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Şeyma Nur Ah olmak üzere çok sayıda doktor, avukat, siyasi parti temsilcisi, dernek ve STK başkanı katıldı. Programın sonunda misafirlere Mevlana Restaurant’ın sıcak yemek ve tatlıları ikram edildi.

